Bakanlık Neden Susuyor?
Kanunun adı uzun: 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu. Risk analizini üç parçalı tanımlıyor: değerlendirme, yönetim, iletişim. Üçü birbirine bağlı ama ayrı. Bu ayrım deli dana krizinden çıkarılmış bir ders. Kural şu: Bilim siyasetten ayrılır, halkla açık konuşulur. Güven ancak öyle kurulur.
Avrupa Birliği değerlendirmeyi siyaseten bağımsız Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesine verdi. Yönetim ve iletişim üye ülkelerde kaldı. Türkiye’deyse üç iş de tek çatı altında, tek Bakanlıkta.
Sessizliği besleyen ana gerilim ihracat. Türkiye kuru incir, Antep fıstığı, kuru kayısı ve yaş meyve-sebze satan bir ülke. Bu ürünler Avrupa gümrüklerinde aflatoksin ve pestisit yüzünden en sık bildirilen kategori. İhraç ettiğin üründeki riski kendi kamuoyuna yüksek sesle anlatırsan dış pazarda itibar kaybedersin. Bu yüzden iç iletişim kısılıyor. Avrupa gümrüğü bu ürünler için kayıt tutuyor, bizim tezgahın başındaysa kimse ağzını açmıyor.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle kamu iletişimi İletişim Başkanlığının çatısı altında toplandı. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile Orman ve Su İşleri Bakanlığı birleşti. Ortaya dev bir Tarım ve Orman Bakanlığı çıktı. Gıda iletişimi o devin içinde kayboldu. Üstüne merkezi iletişim disiplinine bağlandı. Sonuç: Tekzip. Söylenti çıkıyor, Bakanlık yalanlıyor. Tekzip tek şeyi korur: Devletin anlatısını. “Bu riski evde nasıl yönetirim?” sorusuna cevap vermez.
Bakanlık Susunca Sofrada Kim Konuşuyor?
Bakanlık sustuğunda sofranın başı boş kalmıyor, birileri konuşuyor. Güven asimetrisi denen şey burada devreye giriyor. İnsanlar influencera güvenmediğini söylüyor, içeriğini izliyor. En çok da gençler. Bu ekonomi güveni ve bilgiyi mala çeviriyor. Influencer önce korku üretiyor, sonra o korkuya çare diye bir ürün satıyor. Piyasa, sağlıksız endüstriyel gıdaya isyan kılığında kendini yeniden üretiyor.
Bir de beni asıl rahatsız eden sınır ihlali var. Gıda bilimiyle beslenme bilimi ayrı alanlar. Kalp-damar uzmanı, kolesterol ve diyet konusunda meşru bir otorite. Ama gıda üretim sürecinin, pastörizasyonun uzmanı değil. Gıda toksikolojisi de onun alanı değil. Hekim, tıptaki itibarını gıda alanına taşıyor. Gıda mühendisliğinin toplumdaki itibarı daha zayıf kaldığı için bu geçiş direnç görmüyor.
Diyetisyenin yasal alanı beslenme programı. Detoks ve toksin atma söylemi hem beslenme biliminin hem gıda biliminin dışında. Detoksun bilimsel bir temeli zaten yok. En ucunda tıp, beslenme ve diyetetik ya da gıda mühendisliği eğitimi olmadan “profesör” ya da “bitkilerin efendisi” sıfatıyla konuşanlar var. Sıfat tanınırlık getiriyor. Tarif aynı: Korku üret, ürün sat.
Bakanlık yarın konuşmaya başlasa bile bitkilerin efendisi mikrofonu bırakmaz. Ama boşluk nasıl doluyor, ona bakın. Yurttaş resmî ağızdan “Neden korkmalıyım, neden korkmamalıyım?” cevabını alamayınca, o cevabı yalan yanlış da olsa veren kişiye dönüyor. Güvenin satıldığı yer tam orası. Suskun kurum, satılık güven.
Baştaki soruya dönüyorum. Bakanlık niçin anlatmıyor? Çünkü riskten sorumlu tutulacak kurumla riski halka anlatan kurum aynı olunca iletişim bilimin sesiyle değil, idarenin refleksiyle yapılır. Kötü haber, o haberden sorumlu tutulacak kurumdan gelmez. Gelirse de yumuşar.






